II.Dünya Savaşı'na Kızılordu askeri olarak katılan Azerbaycanlı Mustafa Hakkı Türkekul, Almanlara esir düşerek bir süre kamplarda kaldıktan sonra Azerbaycan Lejyonu'na katılarak tekrar savaşmış, hayatta kalmak başarısını göstermiştir. Savaştan sonra lejyondan sağ kalan askerlerle birlikte Amerikan ve İngiliz işgal bölgelerinde kurulan kamplarda kalarak Sovyetlere iade edilme tehlikesini savmış, daha sonra deniz yolu ile yapacakları yolculuğa hazırlık olarak İtalya'daki müttefik kuvvetlerin denetimindeki kamplara geçmişlerdir. Bu kamplarda Türkiye'ye kabul edilmeyi bekledikleri ara dönemde bir grup memleketlisi ile muhacirlerden bir grubu kabul edeceğini duyuran Mısır'a gitmiştir. İklim şartlarının ve yerli ahalinin yaklaşımından huzursuzluk doğmuş, Türkiye yolunun açılması üzerine 8.2.1949 tarihinde Azerbaycanlı lejyoner arkadaşları ile İstanbul'a gelmiştir.
Doğumu ve ailesi
3.12.1949 tarihli, kuvvetle muhtemel kendi beyanı üzerine doldurulan ve İstanbul İskan Müdürü Atıf Özerman tarafından onaylanan 'Muhacır Kağıdı'ndaki bilgilere göre Abdullah-Sona oğlu Mustafa Hakkı Türkekul Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde Şuşa şehrinde 1918 tarihinde doğmuştur.
Eğitimi
İstanbul'a geldikten sonra ikamet ettikleri Sirkeci Göçmen evinde doldurduğu 'Öğrenim Beyannamesi'ndeki bilgilere göre 1929'da Şuşa'da bir dereceli, beş yıllık Nerimaniye mektebini bitirmiştir. Diploma numarasını hatırlamadığını belirtmiştir.
1931'de Şuşa'da Bünyatzade namında (Bünyediye) tam olmayan iki yıllık orta okulu bitirmiştir.1934'te üç yıllık Şuşa Pedagoji Mektebi'ni tamamlamıştır. Diplomaların tarihlerini hatırlamadığını bildirmiştir.
1938'de Baku Azerbaycan Devlet Üniversitesi Pedagoji Fakültesi, 1939'da aynı üniversitenin Coğrafya Fakültesi'nden mezun olmuştur. Fakültenin dört yıllık olduğunu, diplomasının tarihini hatırlamadığını beyan etmiştir.
1942-1943 yıllarında Berlin'de bir yıl süreli askeri dil mektebini bitirmiştir. Burası esaretten kurtulup serbest kaldığında devam etme imkanı bulduğu bir okul olmalıdır. Kendisi gibi Almanlara esir düşen lejyoner askerlerin doldurduğu benzer beyannamelerde bu tür bir dil mektebine ait bir kayda rastlamadık.
Azerbaycan'da üniversite tahsilini tamamladığında 1940 yılında Göyçay şehri Pedagoji okulunda bir sene müddetle coğrafya öğretmeni olarak görev yapmıştır.
Askerlik Hizmeti
II.Dünya Savaşı başladığında askere alınmış, Alman-Rus savaşında esir düşmüştür. Esaret süresi hakkında bilgi bulunmuyor. Serbest kaldığında Azerbaycan Lejyonu'nun yayın organı, ilk sayısı 7.7.1942 tarihinde ışık yüzü gören Azerbaycan gazetesinde 1943-1945 yılları arasında görev yapmıştır. Yazılarında lejyon ve sonrası hayatı hakkında bilgi vermemiştir. Bu gazetenin ilk 9 sayısı latin harfleriyle Anadolu Türkçesi ile çıkmıştır. Her sayısı 6-8 sayfa ve 12-20 bin tirajla neşredilmiştir. Memmed Ceferli, lejyon gazetesinde eserleri çıkanlarla ilgili araştırmasına 'Şuşalı' imzasıyla bir müellifin iki yazısını almıştır1. Bu imzanın kime ait olabileceği hakkında bir görüş bildirmemiştir. 'Hansı Yaxşıdır' başlık yazının sonundaki 'Redakisya'dan açıklamasından 'Şuşalı' mahlasının Türkekul'a ait olabileceğini düşünüyoruz2.
Almanya'daki lejyonlarda görev yapan rütbeli rütbesiz Türkler arasında hatıralarını yazan az sayıdaki lejyonerlerden biri olan Cabbar Ertürk, çalışmalarında Türkekul'dan söz etmiyor. Hatıralarının Türkiye bölümünde soyadını belirtmeden sadece ismini zikretmiştir. Savaşın sonuna doğru 22 Nisan 1945'te Azerbaycan gazetesinin yazı işleri müdürü Celil İskender, Azerbaycan Komitesi'nin başkanı Abo Feteli Düdenginski, Latif Elsever ile Berlin'den ayrıldıklarını kaydetmiştir3. Bu grubun içinde Türkekul'un da bulunması kuvvetle muhtemeldir. Berlin'den akşam vakti İtalya'ya gitmek üzere bölgedeki Alman kuvvetlerine malzeme taşıyan bir kamyonla hareket etmişlerdir. Kuzey İtalya'da bir süre dolaşıp Milano'nun kuzeyindeki Bergamo şehrinde bir Amerikan birliğine teslim olmuşlardır. 1945 yılı sonlarında serbest bırakılıp göçmen kamplarına gönderilmişlerdir4. 1946 başında serbest göçmen olarak İtalya'da Bari şehrine, oradan ülkenin güneyinde ökçedeki Santa Maria şehrindeki göçmen kampına gitmişlerdir. Aylar sonra İngilizler onları toplayarak Bari ve Piza şehrindeki esir kamplarına yerleştirmişlerdir. Avusturya, İsviçre, Almanya ve İtalya'da muhtelif şehirlerdeki kamplarda bulunan asker ve sivil Türklerin durumunu incelemek üzere Türkiye 1 Temmuz 1946'da bir komisyon kurmuş, Genel Kurmay Başkanlığı'nın Almanya'ya irtibat subayı olarak gönderdiği Yüzbaşı İhsan Ünesen, bütün kampları dolaşmış, gelmek isteyenlerin doldurdukları anket formlarını toplayarak dönmüştür.
Ünesen, incelemeleri sırasında I.Dünya Savaşı sırasında Almanya'ya esir düşen Müslüman esirlerin bulunduğu kampta imamlık yapan, Çarlığın dağılmasından sonra Türkistan'dan Almanya'ya eğitim için gönderilen öğrencilerle meşgul olan, Almanya Hariciye Vekaleti'nde görev yapan, siyasi muhacir önderlerin ekseriyetiyle ilişkileri gergin olan Alimcan İdrisi, savaş sonunda Mısır ve Arabistan'a giderek yeni bir hayat kurmaya çalışmış, kamplarda yaşayan Türklerin Türkiye'ye gitmelerini önlemeye çalıştığını gören Ünesen, dönerken onun etkinliğini kıracak tedbirleri almıştı5.
Türkekul, gazeteci, muhacirlerin büyük dostu Ziyad Ebüzziya Beye gönderdiği 28.9.1947 tarihli mektupta Türk heyetinin kamplara geldiğini, bir buçuk ay içerisinde mültecilerin Türkiye'ye götürüleceğini belirttiklerini, ancak henüz bu konuda her hangi bir faaliyetin gerçekleştirilmediğini yazmıştır. Parasız ve resmi kimlik belgeleri olmayan bu insanların büyük bir facia ile karşı karşıya kalacağını belirtmiştir. İtalya'nın anlaşma yapıldığı için mültecileri her an Ruslara teslim edilebileceğini ifade etmiştir6. Bu mektubun metni yayınlanmıştır7.
İsviçre'de ailesi ile tatil yapmakta olan Mısır kraliyet ailesinden Emir Nabil Amr İbrahim'in İtalya yolu ile Mısır'a dönmek üzere Roma'da bulunduğunu öğrenen gazeteci Ziyad Ebüzziya, İtalya'da bulunan ve her an Sovyetlere iade edilme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Türk mültecilerden bir grubun Mısır'a kabul edilmesini rica etti8. Mısır'dan deniz yolu ile Kasım 1947'de Avrupa'daki kamplarda bulunan Müslüman muhacirlere dağıtılmak üzere hazırlanan çok sayıda gıda paketleri getirilmiş, İdrisi ve yakın çevresi iyi niyetli bu hareketi kendi nüfuzlarının gücünü göstermek üzere kullanmaya gayret etmişlerdir.
Mustafa Türkekul, İtalya'da kamplardaki Türklerin durumunu Türk matbuatına duyurmaya çalışmıştır. Roma'dan gönderdiği telgrafta kamplarda bulunan 2400 Türk adına şu ifadelere yer verdi: 8 Mayıs'ta 130 kişilik bir Türk kafilesi NKVD'ye verildi. 2400 kadın, çocuk ve ihtiyarlarda ölüm sırasını beklemektedirler9. Türk heyetinin topladığı anket formları güvenlik bakımından incelenmekte, şahıslar hakkında dönemim şartları içinde istihbarat toplanmakta olduğundan arzu edilmeyen gecikmeler olmuştur. Savaşın bitiminde galip tarafta bulunan Sovyetler, Türkiye'ye verdikleri nota ile boğazlarda üs, Kars ve Ardahan'ın iadesini talep etmişti. Türkiye, askeri güç bakımdan denk olmadığı Sovyetlerle savaşı göze alarak bu taleplere olumsuz cevap vermişti. Sovyetlerin müttefiki olan İngiltere ve Fransa ile Amerika henüz Sovyet tehlikesi ve yayılma politikasının farkına varmamışlardı. Bu ortamda Sovyetlerin iadelerini istediği, geçmiş kızıl ordu mensubu Türk muhacirlerini kabul etmenin değerlendirilmesinin yapılması tabiidir.
Nisan 1947'de Mısır'ın kabul edeceği 150 mülteci Napoli limanına getirilmiştir. Mültecilerin seçiminde adil davranılmamış, ağırlıklı olarak Resulzade ile liderlik yarışına girişen Düdenginski'nin yakın çevresinde bulunanlar tercih edilmiştir. Türkekul gelenler arasında bulunuyordu. Bu arada Cafer Seydahmet Kırımer ile Hamdullah Suphi Tanrıöver'in gayretleriyle Eylül 1947'de vatandaşlığa kabul edilerek Türkiye'ye gelen Mehmet Emin Resulzade, muhacirlerin Mısır'a gidişlerini takip etmiştir. Onların ülkeden memnun olmadıklarını kısa sürede öğrenmiş, Kırım Türklerinin siyasi önderi, dostu Cafer Seydahmet Kırımer'e yazdığı 30.12.1947 tarihli mektubunda, göçmen işleriyle ilgilenen İskan Müdürü Cevdet Atasagun ile temasta olduğunu, ilkbaharda Türkiye'ye gelmelerinin mümkün olduğunu, yalnız Mısır'a geçmelerinin iyi olmadığını, çünkü devlet hesabına nakledilme kolaylığını kaybettiklerini açıklamış, elbette bunun da bir çaresinin bulunacağını belirtmiştir.
Mısır Hayatı
Mülteciler, kısa sürede Mısır'daki hayata uymakta zorluk çekeceklerini anlamışlardır. Sayıları fazla olmamasına rağmen toplumda kendilerine karşı olumsuz bir havanın geliştiğini hissetmişlerdir. Düdenginski, Selim Şeyhzaman ve Türkekul'u özel talimatla Kahire'ye Prens Amr İbrahim'in yanına göndererek Mısır matbuatında mültecilerin durumunu anlatan makaleler hazırlamakla görevlendirildikleri kaydedilmiştir10. Ertürk'ün hatıratında bunu doğrularken, Türkekul'un sadece ismini vermesi, uzun yıllar birlikte olduğu arkadaşının soyadını hatırlamaması manidardır11. 23.4.1948'de Napoli'den gelen gemideki ilk kafile ile 259 kişi gelmiş ve Tuzla'daki göçmen misafirhanesine yerleştirilmişlerdir. Mısır'da bulunanların Türkiye'ye kabul edilme başvuruları önce olumlu karşılanmamıştır. Almanya'dan gelişlerin tamamlanmasından sonra Mısır'da bulunanlara Türkiye yolu açılmıştır.
Türkiye Hayatı
Türkekul, Kasım 1949'da Mısır'daki mülteci arkadaşları ile birlikte Türk bayraklı İstanbul gemisi ile yola çıkıp 8 Kasım 1949 tarihinde İstanbul'a gelmiş, bir süre Sirkeci göçmen evinde barınmıştır. Önceden Türkiye'ye gelen arkadaşlarından aldığı bilgilerle göçmen evinin bağlı bulunduğu, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı İskan Umum Müdürlüğü eliyle Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderdiği 15 Kasım 1949 tarihli dilekçe ile öğretmenlik yapmak üzere başvuru yapmıştır. Dilekçede mesleğine ulaşmak, millet ve devletine faydalı hizmette bulunmak için gireceği imtihanla öğretmenlik hakkını kazanmak yolunu seçtiğini; talep edilen imtihanları beş altı ay içinde kazanacağına güveni olduğunu belirtmiştir. Bakanlıktan bir yetkili dilekçenin üzerine imtihanın tarihi için 'Nisan', bunu yapacak heyette görev alacak isimler olarak şunları kaydetmiştir: Fikret (Halil Fikret Kanad), Fuat Baymur, Hasip Ahmet (Aytuna), Hüsnü (Hüseyin Hüsnü Cırıtlı). Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı imzasıyla Milli Eğitim Bakanlığı'na gönderilen 8.12.1949 tarih ve 80411 sayılı yazıda Mısır'dan gelen Mustafa Türkekul, Latif Elsever, Cebbar Ertürk, Süleyman Tekiner, Halil İskender, Ali Haydar Aras, imzalı dilekçede lise öğretmeni oldukları, ellerinde vesika bulunmadığından bakalorya imtihanına kabul edilerek ehliyet derecelerinin tayinini ve buna müsteniden bir vesika verilmesi talep edilmiştir. Bakanlık Talim ve Terbiye Kurulu çıkışlı 21.12.1949 tarih ve 2-1368 sayılı yazı ile imtihana girebilmek için bir öğrenim beyannamesi ile muhacır kağıdının tasdikli bir örneğinin gönderilmesi belirtilmiştir. Türkekul, 24.3.1950 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı'na verdiği dilekçede 15 Kasım 1949 tarihli dilekçesinin sonucu hakkında bilgi alamadığını, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde yapılacak imtihan için Nisan ayının belirlendiğini, iki aydan beri pek ağır bir hasta olarak Cerrahpaşa Hasta hanesi'nde yattığından imtihan işinin Eylül veya Ekim ayına bırakılması için Enstitüye buyruk verilmesini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı bu talebi 30.3.1950 tarih ve 428 sayılı yazı ile Gazi Eğitim Enstitüsü'ne bildirmiştir. Gazi Eğitim'de, Sovyet iktidarının başlarında Azerbaycan'da görev yaptığı için Rusça'ya ve eğitim sistemine aşina olan, bir kitabı Baku'de yayınlanan Halil Fikret Kanad başkanlığında Fuat Baymur, Ziya Dalat, Fuat Gündüzalp'ten müteşekkil komisyon gerekli yoklamayı yaparak M.H.Türkekul'un yüksek derecede pedagoji tahsili yaptığına kanaat hasıl olduğuna dair 13.6.1950 tarihli tutanağı imzalamıştır.
Gazi Eğitim Enstitüsü Müdürlüğü 20.6.1950 tarih ve 1185/8 sayılı yazı ile Milli Eğitim Bakanlığı'na imtihan komisyonun raporunun aslını göndermiştir. Komisyon raporunu değerlendiren Talim ve Terbiye Kurulu, Türkekul'un öğretmenlik (pedagoji) kültürüne sahip olduğu anlaşıldığından Baku Üniversitesi Pedagoji Fakültesi'nde Eğitim Enstitülerimize denk bir yüksek öğrenim gördüğünün tanınması hususunun Bakanlık makamına sunulmasını, 4 Temmuz 1950 tarih ve 75 sayılı kararı ile kabul etmiştir. Talim ve Terbiye Kurulu, sonucu 8.7.1950 tarih ve 912 sayılı bir yazı ile, T.H.K. Ap. 4/14 Laleli/İstanbul adresinde ikamet eden M.H.Türkekul'a bildirmiştir.
Çarlığın yıkılmasından sonra kurulan hükümetin başbakanı A.Kerenski, II.Dünya Savaşı'ndan sonra, komünizmle mücadele etmek üzere tesis edilen Amerikan Komitesi'nin desteği ile Sovyet mahkumu milletlerin örgütlerin temsilcilerini bir çatı altında toplama gayreti başarısız kaldı. Bazı lejyonerlerin kurduğu tabanı olmayan örgütlerin ortaya çıkması, gerçek siyasi muhacirler tarafından tepki ile karşılandı. Kerenski, baştan itibaren Rusya'nın bölünmesine karşı olduğunu ilan etmiş, Türk uruglarının çarlıktan sonra kurdukları devletlerin varlığını kabul etmiyordu. Azerbaycanlı lejyonerleri temsilen ona destek verenleri protesto eden bir mektup yayınlandı: 'Kafkasya Dergisi Müdürlüğüne - München; Sayın Müdür Bey, Bir sıra maceraperestlerin münferit hareketlerinden başka bir şey ifade etmeyen 'Weisbaden ihaneti' bütün milletçe yer yer protesto edilmesine rağmen, Bay Fethalibeyli tarafından hala desteklendiği gelen haberlerden anlaşılmaktadır. Bay A.Fethalibeyli'nin, mahut 'Rusya Milletlerini Kurtarma Şurası' nam teşekkülün fikirlerini yayan 'Svobodnıy Kavkaz' mecmuasına iştirakinin anlaşılması da bu haberleri teyit etmektedir. Ve gene duyduğumuza göre, A.Fethalibeyli 'Yeni Muhaceret'i temsilen hareket ettiğini de şurada söyleyip duruyor. Biz aşağıda imza eden İkinci Dünya savaşı sıralarındaki Milli Mücadeleye iştirak etmiş Azeri Gönüllüleri, Fethalibeyli-Dudanginski ile aramızda herhangi bir ilgi bulunmadığını beyan eden şu mektubumuzun derginizin sıradaki sayısında derç edilmesini saygı ile rica ederiz. Dr. Salahlı, Y.Müh. Selim Selçuk, Üniversiteli A.Rıza Turan, öğretmen Latif Elsever, Hukukçu Feyzullah Kılıç Ali, öğretmen Mustafa H.Türkekul, Hukukçu A.Haydar Aras, öğretmen Süleyman Tekiner, Dr.Mehmet Kengerli, Hukukçu Hüseyin Aksu, öğretmen Nebi Turaplı, Dr.Feyyaz Kasımoğlu, Dr.Sultan Hacıoğlu, Dr.Ahmet Yaşat, öğretmen Haydar İsmailli, Y.Müh. A.Oset Babaoğlu, ekonomist Enver Roman, öğretmen Celil Teker12.
Mehmet Emin Resulzade, 1947'de kendisi, Avrupa'daki mültecilerin 1948'den itibaren yavaş Türkiye'ye gelmelerinden sonra Azerbaycan Milli Merkezi'ne yeniden hayatiyet kazandırmak, ikinci nesil muhacirlerin arasından uyumlu, fikri çizgilerine güven duyduklarından bazılarını teşkilata almayı düşünmüş, onları teşkilat ilkeleri doğrultusunda yetiştirerek gelecekteki kadroları hazırlamak istemiştir. Arşivimizde bulunan el yazısı ile kaleme aldığı 'Avrupa İnformasyon Bürosunda Görev Alabileceklerin Listesi' başlık vesikada yer alanların ekseriyetini yeni muhacir ve gençler teşkil etmektedir. Listenin başında çok güvendiği ilk nesil mücadele arkadaşı Mirza Bala bulunuyor: 1-Mirza Bala, 2-Süleyman Tekiner, 3-Mustafa Hakkı Türkekul, 4-Latif Elsever, 5-Celil İskender, 6-Nebi Turaplı, 7-Selim Selçuk, 8-İsmail Hasan, 9-Kazım Odluyurt, 10-Elmas Yıldırım, 11-Dr.Mehmet Kengerli, 12-Beşir Genceçay.
Arşivimizde bulunan Azerbaycan Milli Merkezi ile ilgili bazı belgelere göre Resulzade, kendisinin ve savaş sonrasında muhtelif ülkelerde dağınık olarak yaşayan ikinci nesil muhacirlerin yerleşme ve gelecekle ilgili tasavvurlarının netleşmesinden sonra Milli Merkezi yeniden örgütlemek üzere harekete geçmiştir. Önce Milli Merkezi'n bir tüzüğü hazırlanmıştır. Milli Azerbaycan Milli Merkezi, evvelce mevcut üyelerle sonradan ilave olunan: Milli Azerbaycan Musavat Halk Partisi divanı, Ankara'da Azerbaycan Kültür Derneği, İstanbul'da Azeri Kardeşler Yardımlaşma Derneği13 delegeleri ve bunların tensipleriyle belirlenen yeni muhaceret ile milli mücadele sahasında öne çıkmış bulunan matbuat mensuplarından müteşekkil bir kadro tespit edilmiştir. Bu kadronun isimleri merkezin 12 Mayıs 1952 tarihinde yapılan kongrenin tutanağında belirlenmiştir. Bu kadroda 'Yeni Muhaceret' temsilcileri olarak, 1-Süleyman Tekiner, 2-Mustafa Türkekul, 3-Selim Selçuk, 4-Hüseyin Aksu, 5-Dr.Mehmet Kengerli, 6-Haydar Atak, 7-Celil İskender'in isimleri bulunuyor. Türkekul, gerek Avrupa, gerekse Türkiye'de bulunduğu kısa sürede ilişki ve davranışları, fikirleri ile Musavat Partisi çizgisinde olduğunu göstermiş ve Milli Merkez'in Avrupa'dan gelenlerden seçilen 7 yeni üyenin arasına girmiştir. Sadakat ve gizliliğe riayet etmeyi temel ilke kabul eden Musavat geleneğinde bu husus önemlidir.
Azerbaycan Milli Merkezi'nin 18.5.1952 tarihli genel oturumuna, 1-M.E.Resulzade, 2-Mehmet Ali Resul oğlu, 3-Abdulvahap Yurtsever, 4-Kerim Oder, 5-Prof.Dr.Ahmet Caferoğlu, 6-Fuat Emircan, 7-Naki Keykurun, 8-Selim Ağasıbeyli, 9-Ali Aran, 10-Hüseyin Aksu, 11-Selim Selçuk, 12-Mustafa Türkekul, 13-Haydar Atak, 14-Dr. Hamit Ataman, 15-Süleyman Tekiner katılmıştır. Gündemde bulunan maddeler görüşülmüş, seçim maddesine geçilmiştir. Denetleme Kurulu' için gizli oyla yapılan seçimde Dr.Hamit Ataman 14, Mustafa Hakkı Türkekul 12, Selim Selçuk 9 oy alarak görevlendirilmiştir.
Milli Merkez'in 5.6.1952 tarihli toplantısına katılan Türkekul, Resulzade tarafından okuduğu İcra Heyeti'nin iki senelik faaliyet raporu hakkında açılan müzakerede söz almış, 'kültür işleriyle meşgul olacak elemanların kifayetsizliği hakkında bazı arkadaşlarca ileri sürülen mütalaalara iştirak edemeyeceğini, bu davanın yalnız arkadaşların daha fazla gayret ve fedakarlıkları sayesinde başarılacağını tebarüz etmiştir.'
Milli Merkez'in 22 ve 23 Mayıs 1955 tarihlerinde yapılan toplantılarına katılmıştır. Resulzade'nin vefatından sonra yapılan ilk toplantı olması bakımından önemlidir. Oldukça yoğun olan gündem maddeleri görüşülmüştür. Gündemdeki, 'Muarızların Durumu'nda iki yıldan beri merkez toplantılarına davet edildiği halde icabet etmeyen Hüseyin Aksu'nun müstafi addedilmesi çoğunlukla kabul edilmiştir. Bu toplantıda ayrıca Resulzade'nin vefatıyla İcra Heyeti'nde boşalan üyeliğe Dr.Mehmet Kengerli seçilmiştir.
Arşivimizde, Azerbaycan Milli Merkezi dışında kalan siyasi muhaceret mensuplarının merkezi Ankara olan farklı bir örgütlenme çalışmasının bulunduğu, Aziz Alpaut'un tespit ettiği bir kadro listesinin yer aldığı bir belge daha bulunuyor. Alpaut, Azerbaycan ve Türkiye'de yayınlanan hatıralarında bu faaliyeti hakkında bilgi vermemiştir. Bu listede Resulzade'ye baştan itibaren muhalif olan Paris ve Münih'te ikamet edenler ile yeni muhaceret kesiminden çok sayıda isim bulunuyor. Karar taslakları arasında Paris ve Münih'te bulunanların talimatları Ankara'dan alacakları özellikle belirtilmiştir. Böylelikle muhacerette mensubiyet bakımından daha kıdemli konumda bulunan Ceyhun Hacıbeyli, Ekber Ağa Şeyhülislam, Cihangir Kazımbeyli ve Ali Merdan Topçubaşı'nın oğlu Ali Ekber Topçubaşı'nın bu üstünlüklerine dayanarak teşkilat içinde serbest hareket etmelerinin önüne geçilmesi düşünülmüş olmalıdır.
Resulzade vefat ettiğinde en yakın arkadaşlarından Abdulvahap Yurtysever'e telgrafla başsağlığı dilemiştir: 'Vahap Yurtsever, Yenişehir-Ankara', Büyük kaybımız karşısında müteessiriz. Allah rahmet eylesin, başınız sağolsun'. Mustafa Türkekul'14
Türkekul'un diploma denkliğini aldıktan sonra gerekli başvuruyu yaparak öğretmenlik yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Ertürk, hatıralarında Selim Şeyhzaman ve Mustafa'nın Amerika'ya gitme başvurusunda bulunduklarında, bu iki yüksek münevveri Amerika'ya alarak gizli serviste (CIA) görevlendirdiklerini ve bir daha Türkiye'ye dönmediklerini belirtiyor. Ertürk'ün afişe etmemek için soyadını vermediği Mustafa, Mustafa Hakkı Türkekul, diğeri Selim Selçuk olmalıdır15. II.Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika'ya giden siyasi muhacir Türkler, dilini bilmedikleri bu ülkede geçinmek için Amerika'nın Sesi Radyosu'nda görev almak arzusunda idiler. Amerikan yönetiminin 1953 yılında Türk illeri Azerbaycan, Türkistan ve İdil-Ural bölgelerine yönelik neşriyata son vermesi üzerine Türkiye'deki Türk uruglarına mensup derneklerin yöneticileri müşterek bir bildiri yayınlayarak uygulamadan dönülmesini talep etmişlerdir. Ertürk'ün, İSAM'da Ziyad Ebüzziya'ya ait evrak arasında bulunan 'İkinci Dünya Harbi Yıllarında Türk Dünyası ve Bugünkü Durumu Türk Dünyasına Türkiye'nin İlgisi' başlıklı dosyanın 5. sayfasında 49.sıra numaralı konu başlığında;' Roma grubunun her birinin akibeti. Bilhassa Fetih Ali Beyin öldürülmesi. Cengiz'in Çin'de kızıllar tarafından idam edilmesi, Selim Şeyhzaman'ın Amerika'da CİA'da Rus işleri bürosunun başkanlık makamına kadar yükselmesi ve Türkiye'de kalanlardan ticaret sahasında isim yapanlar ve Cebbar'ın öğretmenliği ve yine Türkiye'de solcu Milli Eğitim Bakanı'ndan yediği darbe16. Ertürk, arkadaşı nın CİA'daki konumu hakkında abartılı bir tespit yapmıştır. Bu dosya ile basılan kitabının hazırlanma tarihleri belli olmadığından Türkekul'un Amerika'daki konumu açıklığa kavuşturulmamıştır. Amerika, değişik Türk uruklarına mensup eski lejyonerlerden, Özbek Ruzi Nazar, kuvvetle muhtemel İdil Urallı Hamit Reşit olmak üzere bazı isimleri haber alma teşkilatında görevlendirilmiştir. 1962'de Amerika'ya gittiği, 1974'te vefat ettiği belirtilmiştir17. Araştırmalarımızda geride ailesinden kalanların olup olmadığını öğrenemedik.
Kültürel Faaliyeti
Diploma ile ilgili meselesini çözdükten sonra kültürel ve yayın faaliyetine başlamıştır. Denklik meselesinin çözülmesi, öğretmenlik başvurusunun neticesini bekleme, hayata hazırlanma gayretleri yanında dünyadaki gelişmeleri takip etmekten geri kalmamıştır. Türk matbuatında görebildiğimiz ilk yazısı Bekir Berk'in sahibi, Erdoğan Özbenli-Hayrettin Özgüven'in yazı işleri müdürlüğünü yaptığı tabloid boyda dört sayfa olarak çıkan Komünizme Karşı Mücadele'de çıkmıştır. (Hakikatler ve Rum Palavrası, sayı 6, 15. 10.1950, s.4) Savaştan sonra Türkiye'ye gelenler arasında arkadaşı Süleyman Tekiner'den sonra yayın bakımından en verimli isimdir. Yurt dışına çıkması kaynaklara ulaşması açısından faydalı olmakla birlikte belki iş yoğunluğu araştırmalarının azalmasını doğurmuş olabilir. İstihbarat görevi, matbuatta isminin çıkmasını engellemiş olabilir. İlk yayınlarından bazılarını yurt dışında bastırması haberleşme ağının dışında kalmadığını gösteriyor. İlk yazılarından biri; Azerbaycan dışında II.Dünya Savaşı'ndan sonra takip ettiği soğuk savaş stratejisi ile doğu Avrupa'da ve Balkanlarda işgal ettiği ülkelerde komünist partilerin iktidara gelmelerini sağlamakla kalmamış, Türkiye'den toprak ve boğazlarda üs talep etmiş, uzak doğuda Kore'nin ikiye bölünmesi ile sonuçlanan bir iç savaşın çıkmasına zemin hazırlamış olan Sovyetler hakkındadır18. Bu yazısında, İran'da üretilen petrolün tasarrufunu İngiltere'nin tekelinden kurtarmaya çalışan başbakan Musaddık hakkında yazdıkları tam gerçekleri yansıtmıyor. Sovyetler hakkında seri yazıları bulunuyor19. Bu yazıları istihbaratta görev almasının yolunun açılmasını sağlamış olabilir.
1949 yılında kurulan Azerbaycan Kültür Derneği'nin düzenlediği Azerbaycan ilgili konularda verilen konferanslara destek olmuş, 18 Mayıs 1952'de 'Azerbaycan Musikisi' konulu bir konuşma yapmıştır. Azerbaycan musikisi20 ve çok az da olsa Azerbaycan tiyatrosu hakkında yazılar hazırlamıştır.
1953'te İstanbul'da Azerbaycan Kültürünü Tanıtma Derneği'nin kurucuları arasında, Ahmet Caferoğlu, Süleyman Tekiner, Dr.Y.Salahlı, Mirza Bala, Selim Ağasıbeyli, Naki Keykurun, Latif Doğusoy, Selim Selçuk, Bala Kocagil, Enver Atabek, Oruç Vurgun, Bekir Odoğlu, Salih Gence, İsrafil Azeri, Yılmaz Aktaş, Ali Rıza Turan ile birlikte Mustafa Hakkı Türkekul'da yer aldı21.
Mirza Bala vefat ettiğinde, Amerika'daki Azerbaycanlıların İslam Cemiyeti'nin Washington'da 19 Nisan 1959 Pazar günü camide düzenlediği anma toplantısına Türk dünyasına mensupları katıldılar. Toplantıyı idare eden Selim Selçuk'un, açış konuşmasından sonra söz verdiği Türkekul, Bala'nın şahsiyeti hakkında bilgi vermiş, muhaceret hayatında Azerbaycan'ı temsil ettiği teşkilatları anlatmış, kaybının büyük olduğunu açıklamıştır22. Ayrıca Bala'nın vefatı üzerine Azerbaycan Milli Merkezi Amerika temsilcilerinden biri olarak şu açıklamayı yapmıştır: 'Ölüm hepimiz için beklenen ve kaçınılmaz bir alın yazısıdır. Lakin bazı insanlar vardır ki, onların ölümü fertler ve toplum içinde doldurulması güç bir boşluk oluşturuyor. Mirza Bala'nın ölümü de, Azerbaycan halkı içerisinde büyük bir boşluk yaratmıştır. Azerbaycan bağımsızlık hareketinin alemdarı Mehmet Emin Resulzade'nin ölümünden sonra, onun en yakın silah arkadaşı Mirza Bala'yı kaybetmemiz, biz Azerbaycan milliyetçileri ve istiklalcileri için ağır bir kayıptır. Azerbaycan bağımsızlık mücahitleri, Mirza Bala'nın şahsında en kudretli, en azimli ve en barışmaz bir savaşçısını kaybetmiştir.'23
Türkekul, Türkiye'de yaşadığı fazla olmayan süre içinde belirli alanda yayın yapmaya gayret etmiştir. Hüseyin Cavid hakkındaki basılı tek eseri dönemin şartları dikkate alındığında oldukça değerlidir24. O tarihte Cavid'in ölümünün safahatı Azerbaycan'da bile tam olarak bilinmiyordu. Eserini yayınlayan Azerbaycan Gençlik Derneği'ni; İldeniz Kurtulan, Ahmet Muhtar Karaca, İbrahim Alev, Halil Güzelsoy, Ertuğrul Şirin, Salih Keykurun, İldar Kurtulan 16.5.1961 tarihinde İstanbul'da kurmuştu25. Türkekul'un, Cavid'in doğumunun 80. yılı münasebetiyle hazırladığı eser derneğin ilk yayını olmuş ve baskı masraflarını kendisi karşılamıştır. 500 tirajın yarısı Amerika'daki Türkekul'a gönderilmiştir. Eser hakkında İldeniz Kurtulan bir tanıtma yazısı neşretmiştir26. Eser hakkında başka bir tanıtma yazısı İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Faruk K.Timurtaş'a aittir27.
Türkiye'de yaşadığı yıllardaki neşriyatının çoğunluğu Azerbaycan musiki hayatı üzerindedir. Bu konudaki makalelerinde atıfta bulunduğu Baku'da basılan kaynaklara, memleketiyle haberleşmenin mümkün olmadığı o tarihte ulaşabilmesi başarıdır. Mustafa Kemal'in sağlığında Sovyetlerle ilişkilerin düzgün olduğu, eğitimcilerin ve kültür adamlarının karşılıklı gelip gittikleri dönemde bu eserleri gören ve getirenlerin şahsi kütüphanelerinde muhafaza ettikleri düşünülürse, kaynaklara ulaşmak gerçekten güçtür. Makalelerini ilmi birikimini değerlendirerek hazırladığı kabul edilse bile çok fazla sayıda olmasa da kaynak göstermiştir. Türk halkları arasında ve Azerbaycan'da ilk operası Leyli ve Mecnun'un bestekarı Üzeyir Hacıbeyli hakkındaki makalesinde matbu eserler yanında Baku'da çıkan gazetelere de atıfta bulunmuştur28. Musiki yanında Azerbaycan edebiyatı ilgi alanıdır29. Milletinin talihi hakkındaki hadiselerle alakalı yazıları bulunuyor30.
__________________________________________________________
1 - Memmed Ceferli, Azerbaycan Legion Edebiyyatı, Bakı 2005, s.251-255
2 - Ceferli,a.g.e.,s.255
3 - Cabbar Ertürk, Kızılordu'dan Kafkas Milli
Lejyonuna Bir Türk'ün II.Dünya Harbi Hatıraları,
İstanbul 2005,s.253
4 - Ertürk,a.g.e.,s.265
5 - Ömer Özcan, Cafer Seydahmet Kırımer ve Kırım Türklerinin Milli Mücadelesi, İstanbul 2025,s.318
6 - Türkiye Diyanet Vakfı, İSAM, ZE, 77=21125
7 - Dilqem Ehmed, Senin Abo Ebdürrehman
Fetelibeyli Düdenginskinin Mektubları,
Bakı 2022,s.2856-287
8 - Özcan,a.g.e.,s.341
9 - İtalya'da imha edilen Türklerden,
Şark Yolu, sayı 22,19 Mayıs 1947
10 - Türkiye Diyanet Vakfı, İSAM, ZE, 7-2089
11 - Ertürk,a.g.e.,s.299
12 - Azeri Gönüllülerin Mektubu, Kafkasya,
sayı 8, Mart 1952,s.25
13 - Bu dernek 31.5.1948'de İstanbul'da
İdris Yaybulak, Oruç Vurgun, Bekir Odoğlu, Mirza Bala, Aziz Özer, Kazım Dadaş tarafından kurulan 'Azerbaycan Yardımlaşma Derneği olmalıdır. (Dilqem Ehmed, Türkiye'deki Azerbaycan Cemiyyetleri (1920-1991-ci İller,Bakı 2023,s.88). Bu derneğin ilk kuruluşu ve sonraki yıllarda yapılan genel kurul toplantılarındaki seçimlerde iş başına gelen yönetim kurullarında Resulzade'nin takip ettiği siyasi çizgiye muhalifler bulunmuyor. 28.12.1952'de yapılan genel kurulda seçilen idare heyetinde başta Mehmet Sadık Aran, Aflan Mugan, Şefika Gaspıralı gibi
muhalif isimler seçilmiştir.
14 - Azerbaycan, sayı 12, Mart 1955,s.79
15 - Ertürk,a.g.e,s.318
16 - İSAM, ZE, 2161
17 - Dilgam Ahmadov, II.Dünya Savaşı Sonrasında Avrupa'daki Kamplarda Yaşayan Türk ve Müslüman Mültecilerin Türkiye'ye Kabulü, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim
Dalı Doktora Tezi,2025,s.105-106
18 - M.H.Türkekul, Rusların Yeni Soğuk Savaş
Taktikleri, Birleşik Kafkasya, Münih, sayı
18-19,Ocak-Şubat 1953,s.41-42
19 - Kızıl Rus İmparatorluğu Kan Üzerinde
Kurulmuştur. Kafkasya, sayı 14, Eylül 1952,s.24;
Rus Emperyalizmi ve Sulh, Kafkasya, sayı 15, Ekim 1952,s.24; Rusların Yeni Soğuk Harp Taktikleri,
Kafkasya, sayı 18-19,s.41; Stalin'in Ölümünden Sonra, Kafkasya ,sayı 20-21,Mart-Nisan 1953,s.2;
20 - Azerbaycan'ın Büyük Bestekarı Üzeyir Bey
Hacıbeyli, Kafkasya, sayı 16, Kasım 1952, s.16;
Üzeyir Bey ve Eserleri, Mücahid, sayı 3, 1955,s.13-14; Azerbaycan Bestekarı Üzeyir Hacıbeyli ve
Eserleri; Dergi, sayı 3, Temmuz-Ağustos-Eylül, 1955
21 - Dilqem Ehmed,a.g.e.,s.130
22 - Ertürk,a.g.e.,s.179
23 - Ertürk,a.g.e.,s.289
24 - Mustafa Hakkı Türkekul, Azerbaycan Halk Şairi Hüseyin Cavid, İstanbul 1963,168 sayfa,
Azerbaycan Gençlik Derneği Yayını
25 - Dilqem Ehmed,a.g.e., s.145
26 - İldeniz Kurtulan, 'Hüseyin Cavid',
Azerbaycan, sayı 145-146-147,1964,s.21-23
27 - F.Timurtaş, Azerbaycan Türk Şairi Hüseyin Cavid, Türk Kültürü, sayı 19, Mayıs 1964, s.95-97
28 - İlk Azerbaycan Operası Nasıl Yaratıldı -Leyli ve Mecnun Operasının Sahnede Oynanmasının 55.yılı Münasebetiyle, Türk Kültürü, sayı 19,
Mayıs 1964,s.48
29 - Mustafa Hakkı Türkekul, Azerbaycan
Mizah Edebiyatına Bir Bakış, Türk Kültürü, sayı 9, Temmuz 1963, s.36-39
30 - Rus Boyunduruğu Altında Yaşayan Türkler,
Kafkasya, sayı 28-29,Kasım-Aralık 1952,s.25;
Azerbaycan Türklerinin İstiklal Günü, Kafkasya,
sayı 22, Mayıs 1953, s.24
© Müəllif hüquqları qorunur! Mətndən istifadə etdikdə istinad mütləqdir!
