Birinci Türkoloji Kurultayının 100 Yıllık İzlerinden Bakü-Karabağ Yollarına - Mustafa ÖNER

Mustafa Öner

Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi

Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

 

Birinci Türkoloji Qurultayın 100 İlliyi Türk Dünyası Həftəsi başlığı altında düzenlenen etkinliklere katılmak üzere İzmir'den Bakü'ye 28 Haziran 2026 günü öğle saatlerinde uçtum: Azerbaycan Havayollarının son model güzel uçaklarını daha önce de denemiştim, Avrupa standartlarında mükemmel hizmet ve etraftaki yolculardan duyulan ana dilimiz Türkçe çok hoş duygular uyandırıyor. O gün biraz da hızlı bir yolculukla sadece 2 saat 15 dakikada Bakü'ye indik.

Bizi davet eden Azerbaycan Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı, havaalanındaki karşılamadan itibaren çok olgun bir organizasyonla kendini gösterdi, gönderilen özel araçlarla alındık ve havaalanından itibaren başlayan geniş otoyolla Bakü'nün merkezi bulvarlarına kısa bir sürede ulaştık. Dünya çapında ismi olan otel benim için tanıdık: Astana merkezli Uluslararası Türk Akademisi'nin oluşturduğu "Ortak Türk Alfabesi Komisyonu" üyesi olarak 2022-2024 yılları arasında yapılan toplantılara katılmış ve nihayet 9-11 Eylül 2024 tarihinde bu otelde hazırladığımız "Ortak Türk Alfabesi"ni, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan temsilcisi meslektaşlarım olan dilci uzmanlarla birlikte bu binada son şeklini vererek Türk Devletleri Teşkilatı'na sunmuştuk. Yani 1926 Birinci Türkoloji Kurultayında, SSCB Türk halklarının temsilcileri ve dünya çapında meşhur akademisyenlerle birlikte Bakü'de kararlaştırılan Yeni Türk Alfabesi, 2024 yılı sonu gelmeden Ortak Türk Alfabesi başlığı altında Bağımsız Türk Dünyası ülklerine tavsiye kararı ile oluşturulmuştu.

Otele girişi yaparken bu komisyonda olmayan yol arkadaşlarıma bu binada "Ortak Türk Alfabesi"ni hangi salonda yaptığımızı gösterdim. Nitekim Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Derya Örs ve Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Osman Mert ile, bu Ortak Türk Alfabesi komisyonlarının yöneticileri ile şimdi yine beraberdik. Herhangi bir Türkologun kayıtsız kalamayacağı bu Ortak Türk Alfabesi projesi 2024'te yine Bakü'de başlayan kendi yolunu başarıyla tamamlamaktadır. Ortak tarih ve ortak gelecek projesini esas alan Bağımsız Türk Dünyasını; en eski Türk dilinde söylendiği gibi Kök Tenri yarlıkasun!..

Bu Pazar gününü otelin önünden geçen Hazar sahilinde yürüyüş yapıp geceleyin bile açık olan büfelerden Azerbaycan çayı tadarak geçirdik, Şükrü Haluk Akalın ve Ahmet Buran hocalarla yaptığımız mesleki ve ilmi sohbetle dinlendik.

Ertesi gün, 29 Haziran 2026 ülkenin en ihtişamlı binasında, merhum Cumhurbaşkanı Heydər Əliyev'in (1923-2003) adını taşıyan merkezde açılış törenine gittik. Daha önceki Bakü ziyaretlerimde bu binayı görme fırsatım olmamıştı; okuduğum kayıtlara ve izlediğim programlara göre 2013'te tamamlanan ve dünya çapında meşhur mimar Zaha Hadid'in tasarladığı muhteşem bina gerçekten de çok etkileyici. Merkezin giriş holünde Birinci Bakü Türkoloji Kurultayı hakkında fotoğraf sergisi ve bu 100 yıllık mirası vurgulayan yüksek platform dikkat çekiciydi. Birbirini önceden tanıyan veya hemen orada tanışan biz katılımcılar, kalıcı hatıralar oluşturmak üzere bu platformda fotoğraf çektirme sırasına girdik.

Yıllardır görüşmediğim Avrupalı Türkologlara Bakü'de, Heydər Əliyev Mərkəzində rastlamak çok ilginç duyguydu: Eski Türkçenin, Kaganlık yazıtlarının ve Eski Uygur yazmalarının yaşayan en büyük uzmanlarından Prof. Dr. Marcel Erdal; köklü ve büyük ekol sahibi Macar Türkolojisinin temsilcisi ve Türk-Macar münasebetleri uzmanı dilci Türkolog Dr. Eva Csaki; Finlandiya'dan dilci Türkolog Prof. Dr. Jorma Atilla; Japonya'dan, Osaka Üniversitesinden Run yazıtlarının bütün dünyada tanınan uzmanı Prof. Dr. Takashi Osawa ve görüşmeye başladığımız diğerleri... Türk Dünyasının önde gelen dil, tarih ve kültür uzmanları: Altay'dan Nadya Tıdıkova; Kazakistan'dan Janseyit Tüymebayev, Şeruvbay Kurmanbayulı, Gulgayşa Sagidolda, Magripa Eskeyeva; Kırgızistan'dan Sırtbay Musayev, Kadırali Konkabayev, Abdıldacan Akmataliyev, Ukrayna'dan Gagauz akademisyen Tudora Arnaut, Tataristan'dan Farida Tahirova, Özbekistan'dan Hamidulla Baltabayev, İnomjan Azimov, Cabbar Eşankulov.

Bu arada 1926'da Bakü'de Rusça olarak basılan Birinci Türkoloji Kongresi steno kayıtlarının Özbekçe tercümesi hediye edildi: I. Azimov, Sh. Zarmasov, A. Toychiyev tarafından hazırlanan 475 sayfalık Özbekçe kitap, Alişir Nevai adına Özbek Dili və Edebiyatı Enstütüsü Rektör Yardımcısı Prof. Dr. İnomjon Azimov'un bizzat verdiği kitap çok güzel bir armağan oldu.

Türk Dünyasında Reformator denince herkesin bildiği; XIX. Yüzyıl sonlarından itibaren kız çocuklarını da kitabın, okumanın ışığıyla tanıştıran, Kırım'dan İdil-Ural'a, İstanbul'dan Türkistan'a kadar yayılan ortak basın dilinin, Türk Birliği ülküsünün büyük öncüsü İsmail Bey Gaspıralı'nın (1851-1914) öğrettiği ortak dil, ortak kültür kavramlarının konuşulduğu 1926 Türkoloji Kurultayı, 100 yıl sonra bugünkü çok daha güzel siyasi ortamda Türk Dünyasının ortak ülküsü, ortak duygusu ve gittikçe ortak pratiği haline geliyor. Masamda Üzbek Bayçura'dan kalan 100 yaşındaki Rusça kitabın yanında Azerbaycan ve Özbekistan neşirleri de Bakü'den döndüğüm bu sabah yerini almış oldu:

K. Nerimanoğlu ve A. Ağakişiyev 2006 neşri "1926-cı il I Bakı Türkoloji Qurultayı" (Bakı: Çinarçap);

I. Azimov, Sh. Zarmasov, A. Toychiyev 2026 neşri "Birinchi turkologiya qurultoyining stenografik hisoboti" (Toshkent: Bookmany print).

Bundan 30 yıl önce, Bakü Türkoloji Kurultayının 70. Yıl dönümünde, 1996'da Türk Dil Kurumu tarafından düzenlenen toplantıda "I. Bakü Türkoloji Kongresi'nde İdil-Ural Türkleri" başlıklı bir bildiri sunarak başladığım bu çalışma alanına yıllar içinde devam ettim: 12 Mart 1996  St. Peterburg'da vefat eden büyük Altayist Türkolog Üzbek Bayçura tarafından bana vasiyet edilen ve 1996 Haziran ayında İzmir'e getirebildiğim 300 kadar kitabı arasından 1926 Bakü baskısı Pervıy Vsesoöznıy törkoloqiçeskiy scezd başlıklı Rusça kitap çıkmıştı. 19-20 Kasım 1996'da yapılan Bakü Türkoloji Kongresinin 70 Yıl Dönümü Toplantısında Azerbaycan'dan katılan Tofiq Haciyev, Cemil Hesenli, Nesib Nesibzade, Samir Kazımoğlu, Hasan Ahmedov ve Kamil Veli Nerimanoğlu ile birlikte 1926 Kurultayı hakkında bildiriler verdik ve bunlar TDK'de bir kitap olarak yayımlandı: 1926 Bakü Türkoloji Kongresi'nin 70. Yıl Dönümü Toplantısı (29-30 Kasım 1996).

O devirde ancak Gagauz master öğrencim Pavel Gümüşlü'nün yardımlarıyla istifade edebildiğim bu Rusça stenografik kayıt kitabının Türk Dil Kurumunda tercüme edilerek basılmasına karar verilmişti. Ancak yıllar sonra, 2008'de üstadım Kamil Nerimanoğlu Veliyev ile birlikte bu kitabı Türk Dil Kurumunda yayımlama imkanı bulduk:

1926 Bakü Türkoloji Kurultayı - Tutanaklar, 26 Şubat-6 Mart 1926 / Rusça'dan Azerbaycan Türkçesine çeviren: Kamil Veli Nerimanoğlu, Türkiye Türkçesine çeviren: Mustafa Öner. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Dil Kurumu Yayınları 936.

Eser bu konuda çalışma yapan Türk uzmanlarının birinci kaynağı haline geldi, sanırım. Yıllar içinde nüshası tükenen bu kitabın gözden geçirilen ve düzeltilen yeni baskısını, Türk Dil Kurumu, şimdi 100. Yıl dönümü dolayısıyla tekrar basıyor.

1990'da Bakü Devlet Üniversitesinden Ege Üniversitesine görevli olarak gelen hocam Kamil Veliyev, Oljas Seleymenov'un AziYa başlıklı efsanevi kitabını da getirip tanıtmıştı. 1992'de bu eserin benim de içinde bulunduğum kolektifle çevrilip Türk okuyucularına kazandırılması da Kamil Bey'in katkısıdır, merhum hocamın durağı cennet olsun!.. OLCAS Süleyman, AziYa (Yayıma Hazırlayanlar: Kamil Veliyev, Fikret Türkmen, Mustafa Öner), İstanbul 1992: "Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları".

29 Haziran 2026 sabahı Azerbaycan Cumhuriyeti devlet ve akademi elitinin katıldığı Heydər Əliyev Merkezi, yüzlerce insanın en güzel kıyafetleri ve ışıldayan ümitli yüzleriyle parlıyordu. Büyük konferans salonuna yerleştiğimizde başlayan toplantı Bağımsız Türk Dünyasının Cumhurbaşkanlarının "Birinci Türkoloji Qurultayın 100 İlliyi Türk Dünyası Həftəsi" için gönderdiği tebrik mesajlarıyla başladı, ülkelerinin temsilcisi büyükelçiler ve devlet danışmanı düzeyindeki katılımcıların okuduğu mesajlar, toplantının devletler düzeyinde itibar gördüğü, kardeşlik duygularıyla örülen şölen havasını herkese hissettirdi, 1926 Kurultayının hatırasına Bağımsız Türk Devletleri Cumhurbaşkanları sahip çıkıyordu. 1926 SSCB şartlarından 2026 Türk Devletleri Teşkilatına...

Azerbaycan Kültür Bakanlığı tarafından hazırlanan 1926 Kurultayı'nın orijinal sinema fragmanları ve yapay zeka ile oluşturulan, bugünkü genç kuşakla Bakü Türkoloji Kurultayının neredeyse tamamı repressiya kurbanı olan şehit atalarını buluşturan modern yapım, salondaki yüzlerce kişinin yürek alkışlarını aldı, bütün samimi gözlerin yaşardığını herkes görüyordu. Türk Dünyasının her yerinden gelen folklor ansambl ekipleri Baykal'dan Tuna'ya, İdil'den Siriderya'ya uzanan bütün Türklerin sesini, halk danslarını dev sahneye ve salona çakıyordu; kopuzdan, dombıradan, tardan, sazdan havalanan Türk avazı, salondaki Türk Dünyası vekillerini ve tabii olarak yabancı Türkolog uzmanları sarıp kucaklamıştı. Açılış sözleri ve protokol hitaplarıyla başlayan resmi açılış merasimi bedii programla taçlandırıldı.

Öğleden sonra aynı binada paneller başladı: Moderatör Şefeq Mehreliyeva (Edibin Evi Edebiyata Destek Fondu Direktörü) moderatörlüğünde Nizami Caferov (Azerbaycan Atatürk Merkezi Müdürü); Osman Mert (Türk Dil Kurumu Başkanı); İnkyong Oh (Güney Kore Avrasya Türk Araştırmaları Enstitüsü Müdürü); Hamidulla Baltabayev (Özbekistan Milli Üniversitesi Özbek Edebiyatı Kafedra Müdürü); Gulgayşa Sagidolda (Avrasya Milli Üniversitesi, Astana) "Türk dillerinin inkişaf dinamikası: tarihi ve filoloji bahış" konulu oturumda, 1926 Kurultayı ve bugünkü durum hakkında kendi tahlillerini yaptılar.

İkinci panel ise Meti Bayramlı (Bakü Devlet Üniversitesi Azerbaycan Edebiyatı Kafedrası) moderatörlüğünde Şerubay Kumanbayulı (Kazakistan Bilimler Akademisi); Sırtbay Musayev (Kırgızistan Bilimler Akademisi); Bülent Bayram (Uluslararası Türk Akademisi Başkan Yardımcısı); Mahire Hüseynova (Azerbaycan Devlet Pedagoji Üniversitesi Rektör Yardımcısı); Meherrem Memmedov (Bakü Devlet Üniversitesi Türkoloji Kafedrası Müdürü) "Birinci Türkoloji Kurultayının Mirası: Türk Halklarının Medeni-İlmi İntegrasyası" konulu panelde, 100 yıl önceki kurultayın geniş mirasını inceleyerek bugünkü Türk Dünyası pratiğine dikkat çektiler.

Benim neslimdeki Türkologlar için daha dün denecek yakın tarihte; 16 Jeltoksan (Dekabr) gününde 1986'da Almatı'da ve 20 Ocak'ta, "Qara Yanvar"da azatlık hareketi karşısında kan döken  emperyalizmin hiç hesap edemediği "Bağımsız Türk Dünyası" bugün 4 milyon kilometrakareye yayılan 170 milyon kadar halk kütlesiyle hesapladığımız Azat Türklük, şimdi, Azatlığın 35. Yılında, Bakü Heydər Əliyev Merkezinin sahnesinde de paneller salonunda da akıl ve duygu pratiğini yansıtıyordu.

Asırlık bağımsız Türk ülkesi Türkiye Cumhuriyeti 1991'in son ayında kendiliğinden dağılan Sovyetler Birliği içinden 5 bağımsız ülkeden soydaşlarını, dildeşlerini, kardeşlerini bulmuştu, Soğuk Savaş devrinde on yıllardır beklediği buluşma... Dünya haritasının Avrasya genişliğinde birbirine ve dünyaya açılan Bağımsız Türk Dünyası, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Moğolistan, Afganistan, İran, Irak, Suriye, Yunanistan, Bulgaristan, Ukrayna, Gürcistan gibi komşu ülkelerdeki Türk topluluklarının temsilcilerinin ana dili öğrenim hakkı ve kendi kültürünü korumak ve yüceltmek gibi insan haklarına dair sıkıntılarını takip etmek ve bunları insanlık camiasına duyurmak üzere hazırlanmaktadır bugün.. (Bu konu üzerindeki geniş tahlilimiz basılmış ve diğer yeni yayınlarımız gibi Academia sayfasına asılmıştır "Rusya Türkleri ve Bağımsız Türk Dünyası" https://www.academia.edu/45679836/Rusya_T%C3%BCrkleri_ve_Ba%C4%9F%C4%B1ms%C4%B1z_T%C3%BCrk_D%C3%BCnyas%C4%B1)

30 Haziran 2026 sabahında, 1926 Bakü Türkoloji Kurultayı'nın toplandığı İsmailiyye Sarayı, bugünkü Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi binası toplantımıza evsahipliği yaptı. İki yıl önceki Ortak Türk Alfabesi Komisyonu olarak bizi kabul eden AMEA Presidenti Akademik İsa Həbibbəyli geniş bir tahlil ile Bakü Türkoloji Kurultayını bütün cepheleriyle değerlendiren bir konuşma yaptı. 1926 Birinci Türkoloji Kurultayının değerini bilen araştırmacılarla dolu olan salonda; Bekir Sıdkı Çobanzade, Ferhad Agazade, Ahmet Baytursın, Aziz Gubaydullin, Alimcan İbrahim, Alimcan Şeref, Halid Said Hocayev, Kasım Tınıstanov gibi repressiya kurbanlarının aziz ruhu, tertemiz hatıraları altındaydık şimdi. Onlar Sovyet sosyalizmine inanmış milli şuur sahibi aydınlardı: Türk Dünyasını büyük bir koloniye çeviren Çarlık rejimi, II. Nikola'yı bütün ailesi ile birlikte yok eden Oktyabr Devrimi ile sonuçlanmıştı.

8 Ekim 1917'de toprak sahiplerinin arazilerini kamulaştıran ve bütün toprakları köylülerin kullanımına açan Toprak Üzerine Karar ve I. Dünya Savaşında bütün savaşan devletleri adil bir barış için hemen ateşkese çağıran Barış Üzerine Karar. Bunların üzerine 15 Ekim (yeni takvimle 3 Kasım) 1917'de alınan ülkenin Rus olmayan halklarına kendi kaderini tayin hakkı (self determinasyon) tanıyan karar.. Bunlardan sonra Ekim Devrimi'nin, onun Leninci sosyalizm esasının Türk Dünyası aydınları arasında çok geniş bir destek bulduğunu hatırlatmak gerekir.

Bakü Türkoloji Kurultayında da Başkan Samedaga Agamalıoglı'ndan Ahmet Baytursın'a, Alimcan İbrahim'den Kasım Tınıstanov'a kadar; Bakü'deki kurultay kürsüsünden, halkının ana dilini bilimsel olarak incelemek ve medeni öğretim standartlarını oluşturmak üzere onlara samimi fikirlerini belirttikleri bir özgürlük verilmişti, sadece 10 yıl sonra kopacak kızıl terör kıyametini öngören bir iz 1926 Kurultayı tutanaklarında yoktur.  Kendi kaderini tayin hakkını, hatta Sovyetler Birliğinden ayrılmak hakkını bile resmen yayımlayan Lenin önderliğindeki Ekim Devrimi 1922'den itibaren Bolşevik Parti merkezli idari yapısını yerleştirmişti.

1926 Türkoloji Kurultayı katılımcılarına, bu aydınlara, Kazan'dan Tanrı Dağlarına kadar asırlardır süren sömürüyü ve karanlığı düzeltmek yolunda, Lenin'in liderliğindeki yeni Sovyet Hükumeti'nin resmen yayımladığı bu kararlara inandıkları için hiç kimse safdil diyemez. Onlar bu Bakü Türkoloji Kurultayı kürsüsünde söyledikleri sözlerin namusunu 1937-38 Stalin repressiyalarında canlarıyla ödediler. Bu büyük tragedyaya bugün yüksekten bakan tarihin acı acı gülümsemesine izin verilmemeli. Bütün fikirleri ve attıkları adımlarla Türk Birliği ve Turan ideali taşıdıkları belli olan bu sosyalist aydınların halklarının menfaatleri uğrunda satkın veya hain olarak nitelendirilmesi insafsızlıktır. Birinci Türkoloji Kurultayının öncülerinden olan ve Türkolojinin en büyük bilginlerinden Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç (188-1938) bile 1926'da, Bakü'deki iklimin 1937-38'de bir repressiya kasırgasına dönüşüp kendi canını da alacağını düşünememiştir.

Stalin'in repressiyalarının en büyük kurbanlarından olan Tatar devlet ve fikir adamı Mir Said Sultangaliyev'in (1892-1940) ömrünün son anında, Kazan'daki Lefort cezaevine bizzat gelen KGB tetikçisi Lavrentiy Beria ile diyalogundaki gibidir, Türkçü-Turancı sosyalistlerin düşünceleri:

"Evet, son sözün var mı?

- Yapılmamış işler, söylenmemiş sözler, yazılmamış kitaplar kalır..

- Pişman mısın?

- Hayır, hayır, pişman değilim. Pişman olacak iş yapmadım.

- Yoldaş Stalin'e iletilecek bir sözün yok mu?

- Yoldaş.. Hayır hayır yoldaş değil!.. Stalin'e ben güvenmiştim. O ise ülkeyi şaşırttı, yoldan çıkardı.

- Kimi şaşırttı? Seni mi?

- Hayır, ben şaşırmadım. Şaşırmadığım, yolumdan ayrılmadığım için bu sandalyede oturuyorum. Sosyalizmi yolundan çıkardı.. Ülkeyi.. Halkları.."

(Tatar halk yazarı Rinat Muhammediev (1948-) tarafından KGB belgelerine dayanarak kaleme alınan Sultangaliyev biyografisi için bk. Sırat Köprüsü - Sultangaliyev (Türkçeye aktaran: Mustafa Öner) İstanbul 1993, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı).

Birinci Türkoloji Qurultayın 100 İlliyi Türk Dünyası Həftəsi için 20 kadar ülkeden çağrılan konukların kalabalık bir kısmı otobüslerle, Bakü'den yaklaşık 380 km uzaklıktaki Karabağ'a doğru yola çıktı: 1 Temmuz 2026 sabahı Bakü'den çift şeritli düzgün bir yolun sonunda mükemmel bir otoyola kavuştuk. 80 km kadar uzunluktaki Ahmetbeyli - Fuzuli - Şuşa Otoyolu derin vadileri birleştiren çok yüksek viyadükler ve upuzun tünellerle kurulmuş. Zafer Yolu denen bu otoyol bizi kültür başkenti Şuşa'ya ulaştırdı.

1992'de uzatılmak istenen diktatoryal Sovyet tarihinin kirli bir parçası olan Ermenistan işgalinden zaferle kurtarılan Karabağ'ın yemyeşil tepelerinde, Şuşa'da, şimdi ateşin başında ikram edilen Azerbaycan çayını içmek ve çöreğini yemek tarifi imkansız lezzetti. Ahmet Taşağıl, Bilgehan Atsız Gökdağ, Şükrü Haluk Akalın, Ahmet Buran, Ferruh Ağca gibi yoldaşlarımla Karabağ'ın tertemiz güzel toprağına, baharla coşan yeşiline bakarken Kıbrıs'tan gelen Azerbaycanlı eski dostumuz Vügar Sultanzade'nin anlatımını dinliyorduk; coğrafyanın tanıtımı ve tabiatın güzelliği birden yakın zamanda yaşanan vatan savaşının yakan tasvirine döndü: "İşgalci düşman askerini gaflette yakalayan savaşçılarımız dağlara tırmanıp çıplak elleri ve dişleriyle işgali buralarda düşmanın bedeninde boğdu." Türk'ün bağımsızlık ateşi başında, çayına gözyaşı karışan konuklar yutkunup dururken, ağzımdan "Arslanlar" diye bir inilti çıktığını duydum, şehitlerimize birer yürek hürmetini duayla yolladık, Şuşa'nın yücesinden...

Buradan 80 km. mesafedeki Ağdam'a indik, yol çalışmaları halen sürdürülüyordu. Ağdam'da ilk durağımız Karabağ Hanlığı'nın kurucusu olan  Penahali Han'ın (1748-1760) türbesinin de bulunduğu İmaret Tarih Memarlık Muzey Kompleksi oldu. Ermenistan işgalinde ve savaşta ağır biçimde tahrip edilen bu imaret ve türbe Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunu belgeleyen bir tapu.. Azerbaycan Cumhuriyeti tarafından hızla restore edilip ayağa kaldırılmış.

İşgalin izlerini silip bütün Karabağ'da yeni Azerbaycan hayatını kurmak isteyen devlet, bütün imkanlarıyla yeni binalar dikip alt yapı çalışmaları sürdürmekte: Yüzlerce kompleksinin önündeki inşaat perdelerinde şu yazıyordu: "Keçmişi Qoruyarak Geleceyimizi Dikirik". Bir de şehrin her yerinde anıtlaşdırılan "Tarih Yazan Qehramanlarımız" diye "Veten Müharibesi Şehidleri" isimlikleri...

Fransız filozofu Ernest Renan'ın (1823-1892) "Millet Nedir" başlığıyla 1882'de Sorbonne'da verdiği meşhur konferansındaki analiz aklıma geldi, Karabağ dönüşü tekrar okuduğum şu satırlar: "Bir millet bir ruhtur, manevi bir varlıktır. Bu ruhu, bu ananevi varlığı, hakikatte bir olan iki şey teşkil eder. Biri mazide, öteki haldedir. Biri, müşterek olarak zengin bir hatıralar mirasına konmadır. Öteki, bugünkü birlikte yaşama rızası, tüm olarak elde edilen mirası değerlendirmeye devam etme iradesidir. (...) Maziden kalan, müşterek bir şan ve şeref ve acılar mirası; gelecek için, gerçekleştirilecek müşterek bir program. Birlikte ıstırap çekmiş, haz duymuş, ümid etmiş olmak... Biraz evvel "birlikte acı çekmiş olmak" diyordum; evet müşterek ıstırap, hazdan ziyade birleştirir. Milli hatıralar bahsinde, yaslar zaferlerden iyidir; çünkü onlar birtakım vazifeler yükler, müşterek gayretler emreder." 

Azerbaycan'da kardeşlerimizin, bir milletin acılar ve ardından kazanılan zaferlerle yükseldiğini gördük.

Ertesi gün 3 Temmuz 2026 sabahı Bakü Haydar Aliyev Uluslararası Havalimanından kalkan Azerbaycan Havayollarına ait uçağımız güzel bir uçuşla İzmir direkt seferine kalktı. Uçakta Bakü'nün kardeş şehri İzmir'in denizlerinde tatil yapmaya giden genç ailelerle tanıştım. Düne kadar hayal olan şeyler yıllar içinde gerçekleşiyordu.

Bakü Türkoloji Kurultayında kararlaştırılan SSCB'nin Yeni Türk Alfabesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin 1928'den beri kullanmaya başladığı Yeni Türk Harfleri, bugün Bağımsız Türk Dünyası'nın en popüler konusuna, Ortak Türk Alfabesine dönüşmüştür. Bin yıllık tarihimizin bize verdiği ortaklıklar mirasını işleyip gelecek nesillere aktarmak ve bu birikimi büyütmek yeni görevler olarak tarihin masasında bekliyor.

Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin 10 yılında, 29 Ekim 1933 sabahı söylediği gibi; "Dil bir köprüdür... İnanç bir köprüdür... Tarih bir köprüdür... Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimizin içinde bütünleşmeliyiz."

 


© Müəllif hüquqları qorunur! Mətndən istifadə etdikdə istinad mütləqdir!