1926 Bakü Türkoloji Kurultayında Türk ve Türkçe Kavramları - Prof. Dr. Ahmet BURAN

 

1926 Bakü Türkoloji Kurultayının 100. yılında bugün Bakü'de Azerbaycan Kültür Bakanlığının ev sahipliğinde yapılan "Türk Dünyası Haftası ve 100. yılında Bakü Kurultayı" programı vesilesiyle 100 yıl önceki büyüklerimizin ulusumuzun ve dilimizin adını nasıl ve hangi kavram alanıyla kullandıklarını kısaca tespit ekmek istedim. Türk Dünyası Haftası gibi mesajı ve muhtevası büyük çağrışımlarla dolu, içeriği ve katılımcıların temsiliyeti bakımından oldukça isabetli olan bu toplantı vesilesiyle Azerbaycan Devlet Başkanı Sayın İlham Aliyev başta olmak üzere, Kültür Bakanlığına, yetkili bütün kurum ve kişilere teşekkürlerimi iletirken, Türk ve Türk dili kavramlarıyla ilgili tespitlerim kısaca aşağıda özetlenmiştir:

1926 Bakü Türkoloji Kurultayı, esasen bilimsel bir Kurultay olmakla birlikte, gerek Türkolojinin kapsamı gerekse 18 yüzyıldan sonraki Çarlık Rusyasının ve 1917 sonrası Sovyetler Birliğinin yürüttüğü, işgal, baskı, sindirme ve asimilasyon politikaları, Türk aydınlarını bazı karşı tedbirler almaya itmiş ve Kurultayın siyasi yanı ön plana çıkmıştır.

Türkoloji, geniş anlamda Türk dilini, Türk edebiyatını, Türk tarihini, Türk coğrafyasını, Türk folklor ve etnografyasını, kısaca Türk kimliğini var eden değerler ile ilgili bir çalışma alanıdır. Bu özellikleri dolayısıyla Türkoloji, yaratılmak istenen Sovyet adamı (Homosovyetikus) projesinin önünde bir engeldi. Türkoloji, ya yok edilmeli ya da yaratılmak istenen Sovyet vatandaşı kimliğine engel olmayacak şekilde yönlendirilmeliydi.

Kurultay icra komitesinin ve delegelerin yapmaya çalıştığı şey, Kurultayda konuşulan konu başlıklarından ve sonuç bildirgesinden açıkça görülmektedir. Bu kurultay, bütün Türk dilleri için ortak alfabe, ortak imla, ortak terim, ortak ve modern bir eğitim-öğretim sisteminin oluşturulmasını, tarihi ve epik metinlerin yeniden yayınlanmasını, ortak iletişim dili ve ortak yazı dilinin mümkün olup olamayacağını konuşmuş ve bütün bu hususlar ile ilgili bir bakış açısı ortaya koymuştur. Ortaya konan bu bakış açısı, Türk halkları arasında güçlü bir Türklük duygusu ve ortak kimlik algısı yaratacak değerdedir.

Sovyet merkez yönetiminin Kurultaydan beklentisi, Türk halklarının Arap alfabesini bırakarak Latin alfabesine geçmesi yönünde idi. Kurultay daha çok bir alfabe değiştirme Kurultayı gibi düşünülmüştü. Ancak 1927 yılında Alfabe Komitesi tarafından hazırlanan ortak Türk alfabesi, Türk dillerini ses (fonemler) ve semboller üzerinden birleştiren, iyi düşünülmüş bir alfabe olmuştu. Dolayısıyla alfabe yoluyla Türkleri bölmeyi, ayırmayı düşünen Sovyet yönetimi, ortak alfabenin niteliği ve Atatürk'ün gayretiyle 1928'de Türkiye'nin de Latin alfabesine geçmesi sebebiyle, bu amacının gerçekleşmediğini görmüş; 1936-40 yılları arasında Türk halklarını birbirinden oldukça farklı sesler ve işaretler barındıran Kiril alfabesine geçirmiştir.

 

Sovyet yönetiminin beklentisinden farklı olarak Bakü Türkoloji Kurultayında Türkologların önemli bir bölümü, Sovyetler Birliği içinde dağınık ve siyasi iradeleri zayıflamış olarak yaşayan Türk boylarını etnoğrafik ve dilsel bir üst kimlik etrafında birleştirmeyi amaçlıyorlardı. Bu üst kimliği ifade eden iki temel terimden biri "Türk", diğeri ise "Türkçe / Türk dili"dir. Sovyet asimilasyon politikalarına karşı Türkologlar, Bakü Türkoloji Kurultayını, Türklük bilincini ve dile dayalı tarihi ortak kimliği diri tutup yaşatacak entelektüel ve bilimsel bir zemin haline getirdiler. Türklük kavramının temel dayanağı olan dilsel ayağını güçlendirmek için farklı Türk konuşma ve yazı dillerini (lehçelerini) "Ortak iletişim dili, Ortak yazı dili, ortak alfabe" gibi kavramlar etrafında birleştirmeyi amaçlıyorlardı. Onun için ortak üst kimliğin belirticisi olarak Türk ve Türkçe / Türk dili adları, neredeyse bütün Kurultay delegelerinin konuşmalarında geçer.

Türk kavramı tarihsel olarak bütün Türkleri ifade eden bir ad iken, özellikle Sovyet politikalarıyla Türk ve Türkçe kavramları anlam daraltılmasına uğratılarak "Turetskiy / Tukish" terimleriyle sadece Türkiye Türkleri ve Türkiye Türkçesi için, Tyurkskie / Turkic terimleri de Türkiye dışındaki Türk halkları ve dilleri için kullanılmaya başlandı. Bakü Türkoloji Kurultayında Türk adı bütün Türk boylarının ortak üst kimliğinin, Türkçe ise farklı Türk dili varyantlarının ortak adı olarak kullanıldığını görüyoruz. Onlar Türklüğü sadece Türkiye coğrafyasına sıkışıp kalan bir kavram olarak değil, bütün Türk dünyası coğrafyasındaki yaşayan ortak bir kökten gelen yakın akraba toplulukların hepsini kapsayacak şekilde kullanmışlardır. Türk teriminin yanında zaman zaman Türk-Tatar terimini de görüyoruz, ancak bu terime yüklenen anlam Türk adıyla ifade edilen ortak kimlik ve varlıktan farklı değildir. Azerbaycan Türkçesiyle yazılan protokol ve tutanaklarda zaman zaman Rusçadaki "Tyurkskie yazıki" teriminin karşılığı olarak "Türki diller" veya "Türk dilleri" terimlerinin kullanıldığı da görülmektedir.

Kurultay tutanaklarında görüleceği gibi, delegeler hep: "Türkoloji, Türk, Türk-Tatar, Turan, Türk halkları, Türk boyları, Türk lehçeleri, Türk dilleri, Ortak Türk dili, Türk dillerinin akrabalığı, ortak Türk alfabesi, Türk dillerinin araştırılması, Türk lehçelerinin incelenmesi, Ortak (Türkçe) terimler, Ortak (Türk) edebi dil, Ortak (Türk) iletişim dili" gibi terimler etrafında konuşmalarını sürdürmüşlerdir. Boy adları ve farklı Türk dilleri, sadece ayrımı netleştirmek, yereli belirtmek için kullanılmıştır. Bu bağlamda, mesela özellikle Türkiye Türkçesi veya Türkiye Türkleri belirtilecekse, Osmanlı Türkleri, Anadolu Türkleri vb terimler tercih edilmiştir.

Sovyet Rus delegelerin bir bölümü, Türklüğü daha çok dilsel bir akrabalık olarak tanımlama eğiliminde idiler. Onun için merkezi yönetimin dil politikaları doğrultusunda Türk değil "Türki" terimini tercih ediyorlardı. Sergey Rudenko, bu yöndeki düşüncesini: "Türkçenin farklı lehçelerinde konuşan halk topluluklarının Türk diye isimlendirilmesi kabul görmüştür. Biz, farklı etnik grupların birliği olarak, Türk dünyasından sadece linguistik açıdan söz edebiliriz." şeklinde dile getiriyordu. Nitekim Sovyet merkezi yönetimi de, Bakü Türkoloji Kurultayına izin verip desteklerken, asıl olarak Türklerin Türk ve Türkçe kavramları üzerinde ittifak edip bir birlik oluşturma fikrini engellemek amacında idi. Sovyet yönetimi, Kurultayın kültürel ve dilbilimsel bir çalışma faaliyeti ile sınırlı kalmasını istiyordu.

1026 Bakü Türkoloji Kurultayında, delegelerin önemli bir bölümü, bütün baskı ve yönlendirme gayretlerine rağmen, Türk, Türklük ve Türkçe kavramlarını parçalanmaz tarihi, etnolojik ve dilsel bütünlük olarak savunmuşlardır. Bu düşünce bilindiği gibi, daha sonra 1937/38 yıllarında Repressiya sürecinde onların "Pantürkist, Sovyet karşıtı" olarak suçlanarak çeşitli şekillerde cezalandırılmalarına da sebep olmuştur.

Kurultaydan sonra özellikle 1930'lu yılların Sovyetleştirme politikaları, baskı ve katliamları ile Sovyet terminolojisi benimsenerek Bakü Kurultayı ile ortaya konan Türk ve Türkçe kavramlarının kullanılmasından vaz geçilmiş, her bir Türk boyu kendini farklı bir ulus, dilini de faklı bir dil olarak kabul etmeye başlamıştır. Bu durum İlminski'den Stali'e devreden Türk konuşma dillerini farklı yazı dilleri haline getirme, Türk boylarını da farklı milletler haline getirme politikasının bir sonucudur. Bu politikalarla çeşitli siyasi amaçlar elde etmeye çalışan devlet ya da kişilerin, yani Rus kökenli Sovyet politikalarının, onlar açısından başarısıdır. Oysa 20 yüzyılın başlarına kadar da bütün Türk boyları ve onların konuşma dilleri vardı, ama hepsi yazıda Çağatay yazı dili geleneğini kullanıyordu. Hepsi bu yazı dilini okuyup anlıyorlardı. Mesela 1918 Kurulan Demokratik Azerbaycan Cumhuriyetinin anayasasında devletin dilinin adı "Türk dili" idi.

Dünyada Türkçeden başka 19 yüzyılda tek yazı dili olup 20 yüzyılda 20 yazı diline bölünen başak bir dil yoktur. Bu istisnai durum Türklük ve Türk dünyası adına bir şeylerin normal seyrinde gitmediğini, bir anormallik olduğunu göstermiyor mu? O halde, bizi ayrıştıran terminolojiden kaçınıp birleştiren ve yakınlaştıran terminolojiye yönelmemiz gerektiğinin farkında olmalıyız. Nitekim "adını koyan kaderini belirler" derler. Türk milleti olarak kaderimizi belirleyen adlandırmaları ve onların kavram alanlarının belirlenip tanımlanmasını kendimiz yapmalıyız.

 


© Müəllif hüquqları qorunur! Mətndən istifadə etdikdə istinad mütləqdir!